SİNEMA
Blow - Good Fellas 2 Ted Demme, seyirciye Good Fellas (Sıkı Dostlar)'ı anımsatan filmiyle, bu türe olan saygısını gösteriyor. Öykü tamamen farklı olsa da, seyirciler birçok paralellik kurabiliyor. Ted Demme, farklı bir film çevirmiş olsa da, benzerlik kurulmasından rahatsız olmadığını, Sıkı Dostlar'ın başrol oyuncusu Ray Liotta'ya önemli bir rol veriyor.
Her iki film de gerçek bir yaşam öyküsünden oluşuyor ve Birleşik Devletlerdeki suç organizasyonların oluşma dönemini bir kişinin tamamen öznel tanıklığına dayanarak anlatıyor. Her iki filmin sonu da bir peri masalı gibi sonuçlanmıyor, gerçekte olduğu gibi "Ben bir zamanlar neydim biliyor musunuz?" öyküsünü anlatan kişinin hüsranı ve özlemiyle son buluyor öykü.
George Jung'un ağzından dinlediğimiz bu öykü, "Amerika'ya kokaini getiren" adamın özyaşam öyküsü. Anlattıkları bir dönemi betimlese de, amacı bir döneme ışık tutmak ve o dönemin nesnel değerlendirilmesi için kaynak sağlamak değil elbette. Jung yaşlı ve yalnız bir mahkumdur ve elindeki tek şey anılarıdır. Anlatılan öykü onun birebir yaşadığı değil, onun yaşadıklarını hatırladığı ve anlatmak istediği kadarıdır.
Jung hayata babaları gibi devam etmek istemeyen bir çocuk olarak başlıyorlar. Hayatını salaklar gibi çalışarak geçirecek değildi ve bir kez gelinen hayatın tadını çıkarmaya kararlıydı. Kimse gibi olmak istemiyordu ve kendi yolunu kendisi çizecekti. Dürüst kazanç ve alın teri gibi kavramlara sığınmayacak kadar taşaklı biriydi.
Jung'un suç dünyasıyla tanışması, California'ya taşınması ve sahilde edindiği hippi çevresiyle başlıyor. Savaşma seviş döneminin çiçek çocukları, esrarı keyif veren ve güzel kokan bir çiçek olarak görüyorlardı. Jung hayatını kazanmalıydı ve piyasadaki esrar talebini karşılamak için -kendi deyimiyle- çiçek alım satım işine girmeye karar verdi. Filmde Meksika-ABD sınırı arasındaki Marihuina ticaretinden, Kolombiya-ABD sınırı arasındaki Kokin ticaretine dönüşümün şekli, George Jung'un hapishanede Kolombiya'lı hücre arkadaşından kokain doktorası alması ustalıkla anlatılıyor. Jung artık Meksikalı tarla sahipleriyle değil, Kolombiya'nın
o zamanki gerçek sahibi Escobar'la iş yapıyor. O Escobar'ın adamıydı ve dokunulmazdı.
Jung hiçbir zaman tabancalı, soğuk kanlı bir mafya adamı olmadı. O işini yapan bir tacirdi, alır ve satardı. Hiçbir yerin kralı olmaya çalışmıyor,
sadece en iyi bildiği işi yapıyordu. Jung sadece para sayan bir adam değildi, işinin gereklerini yerine getiriyordu ve malların sevkıyatıyla doğrudan ilgileniyordu. Sevkıyatta bir sorun olursa, iş başa düşerdi ve havaalanı gümrüğünden bir bavul dolusu uyuşturucu kendisi geçirirdi.
Uyuşturucu işinin ne kadar kârlı olduğunu, her tarafı parayla istiflenmiş bir evde yer bulunamadığı için tuvaletin dahi kullanılmasıyla seyirciye anlaılıyor. Sayılması büyük sorun olsa da, Jung altmış milyon dolardan fazla para yapmıştır, lüks bir evi ve arabaları vardır. Ayrıca anne ve babasına para yardımı yapmayı ve onlarla görüşmeyi ihmal etmemektedir.
Hapishane sahneleri çabucak geçiştirilmektedir; uzun yıllarını hapishanede geçiren birinin öyküsünde pek hapishane olmaması normal, çünkü hapisle ilgili hatırlanması gereken anılar, sadece hapis dışında değer taşır.
Jung hayatındaki kadınları sevmiştir, onlar için herşeyi yapmıştır ama tüm kadınlar kendisini terketmiş ve zor zamanlarda onu yalnız bırakmışlardır.. Annesi bile onu ilk tutuklatan kişidir. Kanserden ölen ilk aşkı hariç, tüm kadınlara küskün ve sitemkar. Ama en büyük aşkı
ve kızının annesi, Jung'un hapiste olmasının en büyük nedeni olarak anlatıyor. Arkadaşları da Jung'u hep yüz üstü bırakmışlar, kendilerini kurtarmak için onu aslanlara yem yapmışlardı. Altmış milyon dolar yatırdığı banka Kolombiya hükümeti tarafından ulusallaştırılmış ve beş parasız kalmıştır.
Jung'un babasıyla özel bir bağı vardır. Küçüklüğünden beri babasıyla iyi iletişim kurmaktadırlar. Beraber yaptıkları içki sohbetleri ve okudukları şiir, Jung'un kendi çocuğuyla yapmak istedikleriydi. O babasının devamıydı ve çocuğununda kendisinin devamı olmasını istiyordu.
Yaşamında kazandığı herşeyi kaybeden ve yaşam öyküsünden ve kendisini hiç ziyaret etmemiş kızından başka birşeyi kalmayan bir adamın öyküsü çok güzel
senaryolaştırılmış ve dengeli bir anlatımla başarıyla sahneye aktarılmış. Koca bir yaşam içinde karakterleri ve olayları izleyicinin hemen ilişkilendirebileceği
şekilde bir filme sığdırılıyor. Bu film, bizim anlatım özürlü senarist ve yönetmenlerimize birçok ders verebilir.
Johny Depp dışında filmde usta bir oyunculuktan bahsetmek kolay değil. Jung'un eşini oynayan Penélope Cruz aldığı Razzie (en kötü aktris) ödülü tartışılır
ama etkileyici bir oyunculuk olmadığı açık. Jung'un anne ve babası iyi bir şekilde oynanmasına rağmen, başarısız ve yetersiz makyajla yaşlandırılması dikkatlerden kaçmıyor.
Çok etkili kamera oyunlarına gerek görülmemiş. Hapishanede Jung ve Diego'nun ranzada altlı üstlü yatarken,
ve sigara içerken yaptığı konuşma sahnesinin sunum tarzını beğendim.
İyi anlatımıyla öne çıkan bu film, Ted Demme'in seyrettiğim ikinci filmi. Güzel Kızlar (Beautiful Girls) filmindeki anlatımı da çok beğenmiş ve
modern Amerikan romanı tadını almıştım. Bu filmde Jung'un öyküsünün başarıyla anlatımıydı ve filmin sonundaki Jung'un fotoğrafı herşeyi anlatıyordu. 26.01.2004, Bornova / İzmir
|