KÖŞE YAZILARI
"O" ve "Onlar" - Hasan PulurMilliyet Gazetesi, 16.02.2004
"O"nu ya da "onlar"ı ne zaman görsek, hemen aklımıza 1923 Ankara'sındaki İstiklal Mahkemesi'nin azgın görevlisi gelir.
Şevket Süreyya "Suyu Arayan Adam"da anlatır...
* * *
ŞEVKET Süreyya ve arkadaşları "sosyalist ve inkılap" suçuyla İstanbul'da tutuklanır, Ankara'ya İstiklal Mahkemesi'ne gönderilirler. Mahkeme binasına girdikleri sırada yukarıda bir gürültü kopar, iri yarı pehlivan yapılı bir görevli, başında kalpağı bas bas bağırmakta hasır şapkalı bir gencin yakasına yapışmış tartaklamaktadır.
"Nedir bu kepazelik? Bu şapka da ne oluyor? Baban da mı şapka giyerdi? Anandan şapkalı mı doğdun?"
Sonra bir tekme, zayıf, hasır şapkalı genç merdivenlerden yuvarlanır, çantası bir yana, şapkası bir yana gider.
Bu genç, gazeteci Hikmet Şevki'dir, şapka giymenin henüz kanunlaşmadığı, fakat yakında kanunun çıkacağını anlayan bazıları gibi o da "şapka inkılabı"nı önceden karşılamak istemiştir.
* * *
ŞEVKET Süreyya anlatmaya devam eder...
Duruşma günü, yine mahkeme binasına götürülürler, birden yine bir gürültü kopar, geçen gün şapkalı genç gazeteciyi sille tokat dövüp dışarı atan görevli, yine bağırmaktadır. Bağırdıkları, Şapka Kanunu'na karşı çıktıkları iddia edilen bir grup insandır; grubun önünde, uzun boylu, sarıklı bir müderris vardır; Fatih müderrislerinden Atıf Hoca... Şapka Kanunu'na muhalefet etmiş, fakat buna birtakım ithamlar da karışınca idama mahkum edilmişti.
İşte mahkeme görevlisi bu cezayı da az bulmuş olacak ki bağırıp çağırmaktadır.
Bir süre önce şapka giydiği için tekme tokat gazeteci döven görevli, şimdi "şapkaya karşı çıktıkları için" insanlara saldırmaktadır.
Ve başında hasır şapka vardır!
Kalpak gitmiş, şapka gelmiştir.
Adam, aynı adamdır, sadece başındaki değişmişti; başının içindeki değil...
* * *
İŞTE, İstiklal Mahkemesi'nin o görevlisinin uzantıları, hemen her gün televizyonlarda, gazetelerde ahkam keserken, dünkü efendilerini kötüleyip bugünkü efendilerine yaranmak için olmadık şaklabanlıklar yaparken "onlar"ı hiç tanımaz mıyız?
Yani bir özdeyiş vardır "Cumhuriyet'i biz kurduk, siz yaşatacaksınız!" diye.
Cumhuriyet'i kimlerin kurduğu belli de yaşatacaklar kim, onlar meçhul...
Ya batıracak olanlar?
Onlar da belli de, şimdilik güçleri yetmiyor.
16.02.2004, Bornova, İzmir
|